Emily Dickinson bir bakıma kendi dönemi ve yüzyılın başındaki edebi duyarlık arasında bir bağ olmuştur. Küçük bir Kalvinist köy olan Amherst, Massachusetts’te büyümüş radikal bir bireycidir. Hiçbir zaman evlenmedi, alışılmamış bir hayat sürdü. Yaşamı dışardan bakıldığında olaysızdı ama içerden son derece yoğundu. Doğaya aşıktı, kuşlar, bitkiler ve New England kırlarının değişen mevsimlerinden ilham aldı.
Dickinson yaşamının son kısmını aşırı hassas ruhu ve belki de yazmaya vakit ayırabilmek için (uzun bir süre günde bir şiir yazdı) inzivada geçirdi. Aynı zamanda avukat babasına da bakmak zorundaydı. Babası Amherst’de önemli biriydi ve Kongre üyesi oldu.
Dickinson’ın yazdıklarını çok kimse okumazdı ama o İncil'i bilirdi, William Shakespeare’in eserlerini, ve klasik mitolojinin eserlerini çok iyi bilirdi. Bunlar onun gerçek öğretmenleriydi çünkü Dickinson gerçekten zamanının en yalnız kişisiydi. Bu utangaç, içine kapalı, hemen hemen hiçbir eseri basılmamış ve bilinmemiş köylü kadının 19’uncu yüzyılın en iyi şiirlerini yazmış olması, onu 1950’lerde yeniden keşfeden insanlarda hayranlık uyandırmıştır.
Dickinson’ın kısa ve özlü, sık sık imgelerle süslü üslubu Whitman’ınkinden bile daha modern ve yenilikçidir. Bir tanesinin yettiği yerde hiçbir zaman iki kelime kullanmaz, somut şeyleri soyut fikirlerle atasözlerine özgü, kısaltılmış bir biçimde birleştirir. En iyi şiirlerinde hiçbir fazlalık yoktur; çoğu o zamanki duygusallıkla dalga geçer, ve hatta bazıları kabul edilmiş doktrinlere karşıdır. Bazen korkunç bir varoluşçu farkındalık gösterir. Poe gibi, aklın karanlık ve gizli kısımlarını araştırır, ölüm ve mezarı anlatır. Buna karşın, basit şeyleri, bir çiçeği, bir arıyı da anlatır. Şiirleri büyük bir zeka sergiler ve zaman içinde sıkışmış insan bilincinin sınırlarının acı veren paradoksunu çağrıştırır. Çok iyi bir espri anlayışı vardır. Konularının ve ele alış biçiminin çeşitliliği şaşırtıcı derecede geniştir. Şiirleri genellikle Thomas H. Johnson'ın standart baskısında verilen sayılarla tanınır. Garip büyük harfler ve tirelerle doludur.
Topluma ayak uydurmayan biri olarak, Thoreau gibi kelimelerin ve cümlenin anlamını ters çevirmiş, paradoksu çok etkili kullanmıştır. 435’ten:
Much Madness is divinest sense --
To a discerning Eye --
Much Sense -- the starkest Madness --
'Tis the Majority
In this, as All, prevail --
Assent -- and you are sane --
Demur -- you're straightway dangerous
And handled with a chain --
Hırs ve toplum hayatıyla dalga geçen şiirinde (288) espri anlayışı ortaya çıkar:
I'm Nobody! Who are you?
Are you -- Nobody -- Too?
Then there's a pair of us?
Don't tell! they'd advertise -- you
know!
How dreary -- to be -- Somebody!
How public -- like a Frog --
To tell one's name -- the livelong
June --
To an admiring Bog!
Dickinson’ın 1,775 şiiri eleştirmenlerin ilgisini çekmeye devam eder. Eleştirmenler bu şiirler hakkında tartışırlar. Bazıları onun mistik yanını, bazıları ise doğaya olan duyarlığını vurgular; çoğu onun garip, egzotik çekiciliğine dikkat çeker. Bir modern eleştirmen, R. P. Blackmur, Dickinson’ın şiirinin bazen ona:”bize doğru İngilizce konuşan bir kedi geldi” gibi etki yaptığını söyler. Onun temiz, açık, ince ince düşünülmüş şiirleri Amerikan edebiyatı içinde en harika ve zor olanlarındandır.