Güneyli olan Edgar Allan Poe, Melville ile gerçekçilik, parodi ve taşlama öğeleriyle karışmış karanlık bir metafizik görüşü paylaşır. Kısa öykü tarzını iyileştirmiş ve dedektif hikayelerini türetmiştir. Öykülerinin bir çoğu bugün çok tutulan bilim kurgu, korku ve fantezi tarzının öncüsü olmuştur.
Poe’nun kısa ve trajik yaşamı güvensizlikle zehir olmuştu. Diğer bir çok büyük 19’uncu yüzyıl Amerikan yazarları gibi Poe’da küçük yaşta öksüz kalmıştı. Poe’nun 1835’te birinci dereceden kardeş çocuğu olan henüz 14 yaşına girmemiş Virginia Clemm ile yaptığı garip evliliği eksikliğini duyduğu düzenli aile yaşantısına kavuşmak amacı olarak yorumlanmıştı.
Poe garipliğin güzelliğin gerekli malzemelerinden biri olduğuna inanırdı ve yazıları genellikle egzotikti. Öyküleri ve şiirleri sonları kötü olan, içe dönük soylularla doludur (Poe diğer bir çok güneyli gibi soylu ideallere değer verirdi). Bu korkunç karakterler hiçbir zaman çalışmazlar veya dostluklar kurmazlar; aksine kendilerini güneşin, pencerelerin, duvarların ve döşemelerin gerçek dünyasını gizleyen, garip halılar ve perdelerle sembolik olarak süslenmiş karanlık, çürüyen şatolara kapatırlardı. Saklı odalarda eski kitaplıklar, garip sanat eserleri ve eklektik oryantal nesneler bulunurdu. Soylular müzik aletleri çalarlar ya da trajediler, genellikle sevdiklerinin ölümü üzerine kara kara düşünürlerdi. Hayatta ölüm temaları, özellikle canlı gömülmek ya da mezardan vampir gibi çıkıp gelmek gibi hayatın içindeki ölüm teması The Premature Burial (Diri Diri Gömülüş), Ligeia, The Cask of Amontillado (Amontillado’nun Fıçısı) ve The Fall of the House of Usher (Usher Evinin Çöküşü) gibi eserlerinin çoğunda görülür. Poe’nun yaşam ve ölüm arasındaki alacakaranlık kuşağı ve aşırı süslü Gotik ortamı sadece dekoratif değildir. Bunlar karakterlerinin hastalıklı ruhlarının aşırı medeni ancak ölümcül içlerini yansıtırlar. Bilinçdışının sembolik anlatımlarıdır ve sanatının merkezini temsil eder.
Bir çok Güneyli gibi Poe’nun şiiri son derece müzikal ve kesinlikle ölçülüydü. Hem yaşadığı dönemde, hem de günümüzde en tanınmış şiiri “The Raven”dır. (Kuzgun, 1845) Bu ürkütücü şiirde, gece yarısı bir yandan okurken diğer yandan “kayıp Lenore”sinin ölümünün yasını tutan korkunç ve uykusuz sunucu, kapısına konan ve sürekli şiirin tanınmış nakaratı “asla”yı tekrarlayan bir kuzgun (ölü eti yiyen bir kuş, bu nedenle ölümü simgelemekte) tarafından ziyaret edilir. Şiir yaşamın içinde ölüm sahnesiyle son bulur:
And the Raven, never flitting, still
is sitting, still is sitting
On the pallid bust of Pallas just
above my chamber door;
And his eyes have all the seeming of
a demon's that is dreaming,
And the lamp-light o'er him
streaming throws his shadow on the
floor;
And my soul from out that shadow
that lies floating on the floor
Shall be lifted -- nevermore!
Poe’nun yukarıda adı geçenler gibi öyküleri korku hikayeleri olarak tanımlanmıştır. The Gold Bug (Altın Böcek) ve The Purloined Letter (Çalınmış Mektup) daha çok muhakeme veya fikir yürütme öyküleridir. Korku hikayeleri H. P. Lovecraft ve Stephen King gibi Amerikalı fantezi korku yazarlarına öncülük ederken, muhakeme hikayeleri ise Dashiell Hammett, Raymond Chandler, Ross Macdonald, ve John D. MacDonald gibi yazarların dedektif hikayelerine öncülük etmiştir. Bilimkurgu gibi arkadan neyin geleceği konusunda da ipuçları vardır. Bu öykülerin tamamı Poe’nun akla duyduğu hayranlığı ve 19’uncu yüzyıl dünya görüşünü kökten bir biçimde laikleştiren ürkütücü bilimsel bilgiyi gösterir.
Poe her tarzda ruhu araştırır. Öykülerin tamamında derin psikolojik içebakışlar parıldar. The Black Cat (Siyah Kedi)’de “Hangimiz, kendimizi yüzlerce defa sırf yapmamamız gerekli olduğundan aşağılık ya da aptalca bir şey yaparken bulmadık ki” der. Psikolojik süreçlerin egzotik ve garip yanlarını araştırmak için Poe delilik hikayelerine ve aşırı duygulara dalmıştır. Bu öykülerdeki acı verecek kadar bilinçli stil ve zengin açıklamalar olayları daha da canlı ve inanılacak hale getirdiğinden korkunçluk duygusunu daha da arttırır.
Poe’nun çöküş ve romantik ilkeliği bir arada ele alması Avrupalılar, özellikle Stéphane Mallarmé, Charles Baudelaire, Paul Valéry, ve Arthur Rimbaud gibi Fransız şairler tarafından çok beğenildi. Ancak Poe’nun demokrasiye duyduğu soylu nefreti, egzotik olanı tercih etmesi ve insanlıktan uzaklaşmakla ilgili konularına rağmen Amerika karşıtı olduğunu söyleyemeyiz. Tam tersine, Amerikan demokrasisinin ruhun en derin ve gizli yanlarını ortaya döken eserler yaratacağı konusundaki öngörüsü için çok iyi bir örnektir. Derin endişeler ve ruhsal güvensizlik Amerika’da Avrupa’dakinden çok daha önce ortaya çıkmıştı çünkü Avrupalıların en azından onlara psikolojik güven sağlayan sağlam ve karmaşık bir sosyal yapısı vardı. Amerika’da bunun yerine geçecek bir güven duygusu yoktu; herkes kendi için yaşamaktaydı. Poe kendini geliştirmiş insanı anlatan Amerikan rüyasının görünmeyen kısmını doğru bir biçimde anlatmış ve maddeciliğin ve aşırı rekabetin nelere – yalnızlık, yabancılaşma, ve yaşam içinde ölüm şekilleri -- mal olacağını göstermişti.
Poe’nun “çöküşü” 19’uncu yüzyılda simgelerin değer kaybedişini de yansıtır – bir çok yerden ve dönemden gelen sanat objelerini karıştırmak eğilimini gerçekleştirirken onları kişiliklerinden uzaklaştırmak ve bir koleksiyondaki salt süs eşyalarına indirgemek. Bunun sonucu olarak görülen biçim kaosu özellikle kendi geleneksel tarzı olmayan Amerka Birleşik Devletleri'nde fark ediliyordu. Göç, şehirleşme ve sanayileşme aileleri ve geleneksel olanı kökünden söküp attığından, bu allak bullak olma, düşüncenin iç içe geçmiş sistemlerinin kaybını yansıtır. Sanatta sembollerin bu karışıklığı groteski canlandırmış, Poe bu fikri klasik öykü koleksiyonu olan Tales of the Grotesque and Arabesque’de (Grotesk ve Arabesk Hikayeler, 1840) açıkça tema olarak ele almıştır.